Hoşgeldiniz,
   


 

Marka Tecil Patent Tescil Hukuk Hizmetleri

Marka, patent, endüstriyel tasarım tescilleri, tescil ettiren kişi veya şirketlere bir hak bahşetmektedir. Sınai mülkiyet hakları diğer tüm hak grupları gibi ancak icra ve ifa edilmekle anlam kazanacaklardır. Uygulanmayan bir hakkın varlığı çok fazla önem taşımamaktadır. Hak, ancak hukuk tarafından tanınır ve korunursa bir anlam ifade eder. Hukuk hakkın korunması ve hakkın varlığın anlamlandırılması için vardır.

Marka, patent ve endüstriyel tasarım tescillerine bağlanan haklar ancak icra edilmeleri durumunda bir anlam ifade etmektedir. Korunmayan hak sadece kağıt üzerinde kalmaktadır. Hakkı icra edecek olan mahkemeler ve diğer yargı organlarıdır. Hukuk sistemimizde ne yazık ki devletin kendiliğinden marka, patent veya tasarım hakkı ihlaline  müdahale etmesi söz konusu değildir. Marka, patent veya endüstriyel tasarım tescili yaptıranlarda genelde bir yanılgı oluşmaktadır. Bu yanılgı, hakkı tescil ettirdikten sonra tüm her şeyin kendiliğinden devlet tarafından yapılacağı düşüncesidir. Oysa ceza soruşturması dahi takibi şikayete bağlı suç tanımı çerçevesinde yürütülmektedir. Devletin veya başka bir otoritenin herhangi bir aşamada kendiliğinden olaya müdahil olması söz konusu değildir.

Örneğin pazarda satılan taklit bir marka taşıyan bir ayakkabının ya da kot pantolonun satışına bir güvenlik görevlisinin kendiliğinden müdahale etmesi söz konusu değildir. Zira marka, patent veya tasarımdan doğan hakların takibi ve icrası hak sahibinin inisiyatifine bırakılmıştır. Hiç kimse hak sahibini dava açmaya zorlayamayacağı gibi dava açmasından veya haklarını talep etmesinden dolayı kimse hak sahibini itham edemez.

Marka, patent ve endüstriyel tasarım hakları çok geniş yetkiler tanıyan haklardır. Bu haklardan herhangi birine sahip olan hak sahibi kendisine tanınan tüm yetkileri hukuk sayesinde kullanmaktadır. Bu haklar hak sahibine tam anlamıyla TEKEL hakkı tanımaktadır. Hak sahibi dışında hiç kimse tescil konusu yapılmış bulunan marka, patent veya tasarım üzerinde yetki sahibi olamayacağı gibi korunan ürünlerin aynısını veya benzerini üretemeyecek, ürettiremeyecek, satamayacak velhasıl hiçbir surette ticaret konusu yapamayacaktır.

Her ne kadar hak aramak tamamen hak sahibine bırakılmışsa da tanınan hak ve yetkilerin genişliği karşısında hukukun uygulanması en uygun yoldur. Hukuk departmanımız ile marka, patent ve endüstriyel tasarımların korunması ve hakkınızın tüm yönleri ile uygulanması için hukuk danışmanlığı hizmeti vermektedir.

Markadan Doğan Hak

Aşağıda  belirtilen hallerde,marka sahibinin izni alınmadan markasının kullanılmasının önlenmesini talep etme yetkisi vardır:

          a)Markanın tescil kapsamına giren aynı mal veya hizmetlerle ilgili olarak, tescilli marka ile  aynı olan herhangi bir işaretin kullanılması,

          b) Tescilli bir marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk üzerinde, işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin kullanılması,

          c)  Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsamına giren  mal veya hizmetlerle benzer olmayan mal  veya hizmetlerde kullanılması halinde, tescili istenen işaretin kullanılmasıyla  tescilli markanın itibarından dolayı haksız avantaj elde edecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterine zarar verecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılması.

          Aşağıda belirtilen durumlar, birinci fıkra hükmüne göre, yasaklanabilir:

          a)  İşaretin mal veya ambalajı üzerine konulması,

          b) İşareti taşıyan malın  piyasaya sürülmesi veya bu amaçla stoklanması, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi veya o işaret altında hizmetlerin sunulması veya sağlanması,

          c)  İşareti taşıyan malın ithali veya ihracı,

          d)  İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarda kullanılması.

Endüstriyel Tasarim Hakkı

Tasarımın kullanılması hak ve yetkileri münhasıran tasarım hakkı sahibinindir. Üçüncü kişiler, tasarım hakkı sahibinin izni olmadan koruma kapsamındaki tasarlanan veya tasarımın uygulandığı bir ürünü üretemez, piyasaya sunamaz, satamaz, sözleşme yapmak için icapta bulunamaz, ithal edemez,  ticari amaçlı kullanamaz veya bu amaçlarla elde bulunduramaz.

Endüstriyel tasarımdan doğan haklar 5 yıl boyunca korunur. Her 5 yılda bir yenilenmek kaydıyla 25 yıla kadar koruma sağlanması mümkündür. Yenilenmeyen veya herhangi bir sebeple mahkeme tarafından hükümsüzlüne karar verilen endüstriyel tasarım kamuya mal olmuş sayılır. Bu durumda endüstriyel tasarım üzerindeki haklar ortadan kalkmış olduğundan tasarım tescili konusu ürünün herhangi bir kısıtlama olmaksızın herkes tarafından üretilmesi ve ticaret alanına sokulması mümkündür. Ancak haksız rekabete ilişkin talepler saklıdır.

Patent ve Faydalı Model Hakkı

Patent sahibinin, üçüncü kişiler tarafından izinsiz olarak aşağıda sayılanların yapılmasını önleme hakkı vardır:

a - Patent konusu ürünün üretilmesi, satılması, kullanılması veya ithal edilmesi veya bu amaçlar için kişisel ihtiyaçtan başka herhangi bir nedenle olursa olsun elde bulundurulması;

b - Patent konusu olan bir usulün kullanılması;

c - Kullanılmasının yasak olduğu bilinen veya bilinmesi gereken usul patentinin kullanılmasının üçüncü kişiler tarafından başkalarına teklif edilmesi.

d - Patent konusu usul ile doğrudan doğruya elde edilen ürünlerin satışa sunulması veya kullanılması veya ithal edilmesi veya bu amaçlar için kişisel ihtiyaçtan başka herhangi bir nedenle olursa olsun elde bulundurulması.

Hukuk Davaları

551, 554 ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ve bu kararnamelere bağlı yönetmelikler marka, patent ve endüstriyel tasarım haklarının tescilinden korunmasına ve tescil sonrası işlemlere kadar tüm yönlerine hitap etmektedir. Patent, faydalı model ve endüstriyel tasarım korumasında genel olarak belli başlıklarda dava açılması mümkündür.

  1. Delil tespiti

Marka, patent veya endüstriyel tasarım hakkına tecavüz edildiğini düşünen hak sahibi delillerin ortadan kaldırılmasını engellemek maksadıyla dava açmadan önce mahkemeden delillerin tespitini talep edebilir. Özellikle tazminat davaları ve ihtiyati tedbir talep edilen davalar bakımından mahkemeden delil tespiti istenmesi yerinde olacaktır. Endüstriyel tasarım ve patent hakkı tecavüzlerinde asıl davanın açılmasından önce delil tespiti yapılması ihtiyati tedbir kararı verilmesinde etkili olacaktır.

  1. Tecavüzün tespiti ve meni

Marka, patent, endüstriyel tasarım hakkı sahipleri devlet tarafından verilmiş haklarını herhangi bir sınırlama olmaksızın kullanacaklardır. Hakları saldırıya uğrayan kişi veya şirketler mahkemeden hakları aleyhine gerçekleşen fiillerin tecavüz teşkil edip etmediğinin tespitini ve şayet hak sahibi aleyhine işlenen fiil 551, 554 ve 556 sayılı KHK uyarınca hak ihlali anlamına geliyorsa tecavüzün durdurulmasını talep edebilir.

  1. Tecavüzün durdurulması ve kaldırılması

Patent, tasarım ve marka haklarına yönelik mevcut devam eden bir tecavüz olması durumunda  mahkemeden tecavüzün durdurulması ve etkilerinin ortadan kaldırılması talep edilebilir. Daha önceden delil tespiti yapılmış olması durumunda mahkemenin ihtiyati tedbir kararı vermesi ve tecavüzü durdurması çok muhtemeldir.

  1. Maddi tazminat

Marka, patent, endüstriyel tasarım hakkı tecavüze uğrayan kişi veya şirketler tecavüzün durdurulmasının yanı sıra varsa zarar ziyanın da tazminini mahkemeden talep edebilir. Ancak ne yazık ki maddi tazminat davaları her zaman için istenilen neticeleri doğurmamaktadır. Çünkü:

  1. Özellikle patent ve tasarım hakkına dayanan tazminat davalarında tazminat miktarını tespit etmek kolay olmamaktadır. Zira ticari defterlerde hangi tasarımın satışının yapıldığı yazılmamakta ancak genel olarak şirketin cirosu tespit edilmektedir.
  1. Marka, patent, tasarım haklarını ihlal edenlerin genelde çok küçük ölçekte çalışan kişiler olmaması ve kayıtdışılık zararın miktarını tespit etmeyi imkansız hale getirmektedir.
  1. Marka, patent ve endüstriyel tasarımın sağladığı katma değer konusunda oturmuş müstakar hale gelmiş rayiç bedeller bulunmadığı için özellikle lisans hakkına dayalı tazminat taleplerinde hakkın değerinin tespit edilmesi güçleşmektedir.
  1. Manevi tazminat

Marka, patent, tasarım hakkı sahibinin haklarının ihlal edilmesi durumunda manevi tazminat talep etme imkanı da mevcuttur. Manevi tazminatın takdirinde yargılama makamının takdir yetkisi söz konusudur. Türk hukukunda “tazminatla zenginleşme yasağı” söz konusu olduğu için ABD veya bazı Avrupa Ülkelerinde söz konusu olan yüksek tazminatların  verilmesi mümkün olmamaktadır.

  1. Haksız rekabet davaları

Tescilli olmayan marka, patent veya tasarımlar bakımından tescil olgusuna dayanılamayacağı için ancak haksız rekabete ilişkin Türk Ticaret Kanunu Hükümleri uygulanacaktır.

Görevli mahkemeler

Marka, patent,, tasarım davalarında görevli mahkemeler İhtisas mahkemeleridir. İhtisas mahkemesi kurulu olmayan yerlerde ise davaya Asliye Hukuk Mahkemeleri İhtisas mahkemesi sıfatıyla bakacaklardır.

TPE Aleyhine açılacak davalar

Sadece hak ihlalleri değil bizzat Türk Patent Enstitüsü kararları da dava konusu olabilir. TPE aleyhine açılan davalar genelde TPE kararlarının iptali davalarıdır. TPE aleyhine açılacak davaların Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açılması gerekmektedir.

HUKUK DAVALARI ve PRATİK UYGULAMA

Patent Haklarının Korunması Hakkındaki 551, Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkındaki 554 ve Markaların Korunması Hakkındaki 556 sayılı KHK lar az çok ortak usul hükümleri içermektedir. Delillerin tespiti, ihtiyati tedbirler, hak sahibinin talepleri ortak hükümler içermektedir. KHK lar kapsamında düzenlenmemiş usul hükümleri bakımından genel hükümlere atıf yapılmıştır.

Ancak pratikteki mesele yargılamanın ne zaman başlayabileceği ve hakkın ne zaman korunmaya başlanabileceği konusunda düğümlenmektedir. İhtisas mahkemeleri dahi mevcut hak ihlalinin sınai hak ihlali mi yoksa haksız rekabet mi sayılması gerektiği konusunda tereddüde düşmektedirler.

556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca marka hakkı müracaat tarihinden itibaren, Türk Patent Enstitüsü tarafından çıkarılan 556 sayılı KHK uygulamasını gösteren yönetmeliğe göre de müracaatın Türk Patent Enstitüsü tarafından teslim alındığı saat, dakika ve saniye itibariyle korunmaya başlamaktadır.

Ancak hakkın korunmaya başladığı zaman ile hakkın kullanılmaya başlayacağı zaman birbirinden farklıdır. 556 sayılı KHK uyarınca Bu Kanun Hükmünde Kararname ile sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir.

Şu halde sadece marka müracaatlarına dayanarak ileri sürülen talepler KHK hükümlerine göre marka hakkından doğan bir talep olarak değerlendirilmeyecektir. Marka tescil prosedüründe üçüncü kişilere itiraz hakkı verilmiş olduğundan marka tescil sürecinin kötü niyetli olarak uzatılması mümkündür. Şu halde marka tescil müracaatı yapmış, markası TPE tarafından incelenmiş ve ilan edilmiş bir müracaat sahibi markasının tecavüze uğraması durumunda marka hakkına dayanarak dava açamayacaktır. Hak ihlaline dayanarak açılan hukuk davasında marka müracaatı ancak haksız rekabet iddiasını destekleyen bir delil olarak mahkemeye sunulabilecektir.

İhtisas mahkemeleri henüz tescil edilmemiş markalarla ilgili delil tespiti taleplerini dahi kabul etmemekte, tespit talepleri ve davaların dava şartı yokluğu ile reddedilmesine gerekçe olarak da Yargıtay’ın “mevsimsiz açılan davalar” ile ilgili kararına atıf yapmaktadırlar.

Gerçekten de Yargıtay 11. HD 12.10.2001 tarihli kararında Türk Patent Enstitüsündeki yasal yollar tüketilmeden ve prosedür tamamlanmadan dava açılmasının davanın usulden reddini gerektirdiği yönünde karar vermiştir.

Endüstriyel tasarımlar ve patentler bakımından marka hakkından farklı bir düzenleme söz konusudur. Endüstriyel tasarımlar daha ziyade kısa dönemde tüketilen ürünler ve sezonluk modeller olarak algılandığından dolayı mevzuatta çok daha kısa süreler öngörülmüştür. 554 sayılı KHK uyarınca müracaat tarihinden hemen sonra muhatap başvurudan haberdar edilmek kaydıyla 554 sayılı KHK da öngörülen davaların açılması mümkün olmaktadır. (554 s. KHK m.48)

Pratikte söz konusu KHK hükmü çok fazla suiistimal edildiğinden dolayı mahkemeler farklı uygulamalar gerçekleştirmektedir.

Endüstriyel tasarımlarda inceleme sisteminin olmaması, başvuru sahibinin yenilik ve ayırt edicilik konusundaki beyanına itibar edilmesi nedeniyle yenilik ve ayırt edicilik niteliği taşımayan tasarımların tescili mümkün olmaktadır. Her ne kadar 554 sayılı KHK da 6 aylık bir itiraz süresi öngörülmüş ise de işlemde olan bir endüstriyel tasarıma dayanarak tüm hukuk ve ceza davalarını açmak mümkün olduğundan hakkın suiistimali mümkündür.

Endüstriyel tasarımlar bakımından yapılan her tescilin 554 sayılı KHK ile uygunluk göstermesi mümkün olmamaktadır. KHK sistemi ve fiili durum gereği Türk Patent Enstitüsü müracaat sahibinin endüstriyel tasarımın yenilik ve ayırt edicilik konusu7ndaki beyanına itibar etmektedir. Bu nedenle aslında yeni olmayan bir endüstriyel tasarımın da tescil edilmesi kural olarak mümkün olabilmektedir. Haksız tescil yahut başvuruya dayanarak açılan davalarda yahut delil tespiti taleplerinde ihtisas mahkemelerinin görevli olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Tescil yahut başvuru haksız dahi olsa endüstriyel tasarımlar konusunda ihtisas mahkemeleri görevlidir. Bu tür taleplerde uygulamalar şu şekilde olmaktadır.

  1. İhtisas mahkemesi henüz ortada tescilli bir tasarım mevcut olmadığından dolayı görevsizlik kararı vermektedir. Oysa kanunen muhatap tarafın ihbar edilmesi ya da endüstriyel tasarımların usulüne uygun olarak Resmi Endüstriyel tasarımlar Bülteninde ilan edilmesi durumunda endüstriyel tasarım tescilinden doğan haklar tereddütsüz kullanılabilmektedir.

  2. İhtisas mahkemesi kendini görevli görmekte ve 554 sayılı KHK daki açık hükme dayanarak davayı esastan görmeye başlamakta yahut da delil tespiti talebini kabul etmektedir.

  3. İhtisas mahkemesi kendini görevli görmekte ancak Türk Patent Enstitüsünden tasarım başvurusunun akıbetinin sorulması ve işlemler sonuçlanana kadar esasa girilmemesine karar vermektedir.

  4. Çok istisnai olsa da ihtisas mahkemesi yetkisini aşarak kanundaki boşluğu doldurma yoluna gitmekte ve dava konusu yapılan endüstriyel tasarımın yahut başvurunun yeni ve ayırt edici nitelikte olup olmadığı konusunda resen araştırma yapmaktadır. Bu durumda açılmamış bir hükümsüzlük davasında ileri sürülmesi gereken iddialar bizzat yargıç tarafından ortaya konulmakta ve yasanın haklı veya haksız alınmış bir endüstriyel tasarıma bağladığı yetkiler sorgulanmaktadır. İstanbul 1. FSHHM nin uygulamasında tescilli tasarımlara dayanarak yapılan delil tespiti taleplerinde bilirkişilerden tecavüzün var olup olmadığının tespiti yanında tescilli tasarımın harcıalem nitelik taşıyıp taşımadığı da sorulmaktadır. Bu durum kanunen endüstriyel tasarımlara bağlanan hakların hiçe sayılması anlamına gelmektedir. Haksız tescile zaten mevzuatımız cezai sorumluluk yüklediği halde yargıcın resen bu tür bir incelemeye girmesi yasal değildir.

Patentler konusundaki uygulamanın çerçevesi 551 sayılı KHK ile çizilmiştir. 551 sayılı KHK hakkın korunmaya başlamasını ilana bağlamaktadır. Patent tescili 33 ila 44 aylık bir süreyi kapsayan uzun bir süreçtir. 551 sayılı KHK 82. madde uyarınca patent başvurusunun ilanından itibaren ve patent geçerli kaldığı müddetçe patentten doğan halkların kullanılması mümkündür. Şu halde henüz ilan edilmemiş patentlere dayanarak açılan hukuk davaları patent hakkı kapsamında değerlendirilmeyecektir. Uygulama da bu yöndedir. İhtisas mahkemeleri ilan edilmemiş patentlere dayanarak yapılan delil tespiti taleplerini dahi kabul etmemekte, meselenin haksız rekabet hükümlerine göre genel görevli mahkemelerde değerlendirilmesine karar vermektedir.

Ancak asıl problem burada ortaya çıkmaktadır. İhtisas mahkemelerinin kurulmasından veya ihtisas mahkemesi olmayan yerlerde bazı mahkemelerin ihtisas mahkemesi sıfatıyla görev yapması yönünde kararname çıkarılmasından sonra genel görevli mahkemeler,   içinde patent, marka, endüstriyel tasarım kelimesi geçen tüm talepleri görev yönünden reddetmekte ve ihtisas mahkemelerine gönderilmesine karar vermektedirler. Özellikle ihtiyati tedbir talepli davalarda yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlığı vakit kaybına ve tecavüzden kaynaklanan zararın artmasına neden olmaktadır.

Hukuk davalarında marka, patent ve tasarım yönünden karşılaşılan diğer bir mesele haksız rekabet ve sınai hak konusundaki taleplerin birbiri ile karışmasıdır. Özellikle İstanbul İhtisas mahkemeleri marka, patent, tasarım haklarına vaki tecavüzden dolayı bir dava açılmış ise artık haksız rekabet iddialarının dinlenmemesi gerektiği yönünde karar tesis etmektedirler. Oysa Yargıtay 11. HD. Marka, patent, tasarım hakkına tecavüz yahut bu hakların hükümsüzlüğü ile ilgili davalarda haksız rekabet konusunda da karar verilmesi ve bu konuların da bilirkişi marifetiyle incelenmesi gerektiği gerekçesiyle BOZMA kararları vermektedir.

Yaşanan örnek olayda Tescilli endüstriyel Tasarım hakkı sahibi tasarım hakkı tecavüzünden dolayı maddi manevi tazminat talepli olarak 554 sayılı KHK ya göre tasarım hakkı tecavüzünün tespiti, men’i ve hükmün ilanı talepleri ile dava açmış ve aynı zamanda haksız rekabetin de tespitini talep etmiştir.

Davalı taraf, dava konusu tasarımların aslında yenilik ve ayırt edicilik niteliği taşımadığından bahisle karşı dava olarak tasarımın hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Dolayısıyla orta iki adet dava mevcuttur.

Mahkeme doğal olarak öncelikle hükümsüzlükle ilgili durumun açığa kavuşturulması için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Mahkeme uygulamasında hükümsüzlük davası öncelikli olarak ele alınmış ve hükümsüzlük ile ilgili mesele halledilmeden tasarım hakkı ihlali olup olmadığı konusunda inceleme yapılmaya başlanmamıştır.

Neticede tasarımların yeni ve ayırt edici olmadığı dolayısıyla sicilden terkini gerektiği yönünde karar verilmiştir. Ortada tescilli bir tasarım kalmadığından dolayı esas davacının tasarım hakkı tecavüzü ve haksız rekabete ilişkin talepleri dinlenmemiştir.

Davalının temyizi üzerine Yargıtay, tasarımlar yeni ve ayırt edici olmasa dahi davacının talepleri doğrultusunda haksız rekabet konusunda da inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay’a göre her ne kadar ortada tescilli bir tasarım kalmamış da olsa mahkemenin haksız rekabet konusunda da inceleme yaptırması gerekmektedir

Ceza Davaları

CEZA DAVALARI UYGULAMASI

Marka, Paten, Endüstriyel Tasarım ve Coğrafi İşaretlerin korunmasında ceza hükümleri ortaktır. 4128 sayılı Kanun tüm sınaî hak unsurları için ortak ceza hükümleri içermektedir. Kanunsuz suç ve ceza olmaz temel ilkesi gereğince ceza hükümleri ayrı bir kanun ile tesis edilmiştir. 4128 sayılı Kanun tüm Kanun Hükmündeki kararnamelere eklenmiştir.

4128 sayılı Kanun; dolayısıyla 551, 554 ve 556 sayılı KHK larda öngörülen suçların tamamı “takibi şikâyete bağlı” suçlardandır. Şikâyetçinin şikayetinden her aşamada vazgeçmesi mümkündür.

Yine KHK larda marka, patent ve endüstriyel tasarımlara dayanarak yapılan suç duyurularının kanunen “acele iş” sayıldığı ifade edilmektedir. Bu nedenle KHK larda öngörülen “ürünlere el koyma, arama, tanıtım vasıtaları ve üretime yarar alet ve edevatın zaptı” gibi tedbirlerin şikayetten itibaren 24 saat içinde uygulanması gerekmektedir.

Pratikte marka, patent veya endüstriyel tasarım tescilinden doğan haklarının ihlal edildiğini iddia eden bir hak sahibi yahut vekilinin ceza yargılamasını başlatabilmesi için şu aşamalardan geçmesi gerekmektedir.

  1. Müracaat savcılığına gidiş.

  2. Müracaat Savcısının şikayet dilekçesini imzalaması

  3. Müracaat kaleminde evrak kayıt ve ilgili cumhuriyet savcısına tevzi

  4. İlgili cumhuriyet savcısı ile görüşerek hak ihlali konusunda cumhuriyet savcısını ikna.

  5. Cumhuriyet Savcısından olur alarak hazırlık kaleminden Sulh Ceza Mahkemesine arama ve el

    koyma kararı için müzekkere hazırlatma

  6. Hazırlanan müzekkereyi tekrar Cum. Savcısına onaylatma

  7. Nöbetçi Sulh ceza Mahkemesi kalemine giderek kararın kaydını yaptırma

  8. Nöbetçi yargıç ile görüşerek yargıcın iknası.

  9. Nöbetçi yargıçtan olur alınması durumunda kalemde emniyet müdürlüğüne yazılacak müzekkereyi bekleme

  10. Müzekkereyi yargıca onaylatıp kalemden “elden takip” ibaresini yazdırma

  11. Belge Cumhuriyet Savcılığından geldiği için Sulh Ceza yargıcından alınan yazının tekrar Cumhuriyet savcılığı kalemine götürülmesi ve yazının Emniyet müdürlüğüne gönderilmesine ilişkin üst yazının imzalatılması

  12. İlgili ilçe emniyet müdürlüğüne gidiş

  13. Suç mahallinin hangi karakol yetki alanına girdiği konusunda tereddüt yaşama ve emniyet müdürlüğünde evrak kayıt işlemleri

  14. Evrak kayıttan sonra emniyet müdürü veya asayiş şube ile görüşerek ilgili karakola sevk

  15. İlgili karakola gidiş ve karakoldaki personele olayın mahiyetinin anlatılması ve ekip bulunabilmesi için beklenilmesi
  16. Karakol amiri ile Cumhuriyet savcısı arasında yapılan telefon görüşmeleri ve nihayet ekibin bulunması

  17. Olay yerine gidilmesi ve taklit ürünlerin güvenlik güçleri marifetiyle tespiti

  18. Arama el koyma kararında yer alan yetkiye dayanarak ürünlerin toplatılması, yed-i emin olarak işyeri sahibine teslimi yahut sadece numune alınması

Bir avukat yahut hak sahibi tüm bu aşamaları 24 saat içinde gerçekleştirmek zorundadır. İstanbul içinde hemen hemen her adliyede farklı uygulamalar mevcuttur. Bazı Cumhuriyet savcıları ve Sulh Ceza yargıçları ürünün sanık işyerinde satıldığına ilişkin fatura istemektedir. Bazı yargıçlar fotoğraf ve fatura talep ederken bir kısım yargıçlar ürünlerin birbirine benzeyip benzemediği konusunda bilirkişi raporu istemektedirler. Tüm bunlara ek olarak hiçbir şekilde arama el koyma kararı vermeyip tecavüze ilişkin iddiaların hukuk mahkemesinde çözülmesi gerektiğini ifade eden yargıç ve Cumhuriyet Savcıları da mevcuttur.
 
Özellikle endüstriyel tasarımlar ve patentler konusunda meydana gelen suiistimaller nedeniyle bilirkişi tayinin isteyen mahkemeler de mevcuttur.

Mevzuatımız sınai haklar konusundaki suç duyurularının acele işlerden sayıldığını açıkça hükme bağlamaktadır. Ceza yargılaması konusunda pek çok problem yaşanmaktadır.

  1. Suç duyurularında yetkili merci suç mahallinin yargı çevresi olduğu için sadece İstanbul’da mevcut adliye sayısı kadar uygulama bulunmaktadır.

  2. Talepler üzerinde herhangi bir inceleme imkanı olmadığı ve acele iş kapsamında olduğu için adli makamların yanıltılması çok kolaydır. Tescilli bir markanın dahi suç duyurusuna konu yapılması ve arama el koyma kararı ile ürünlere el konulması mümkündür.

  3. Suç duyurusunun yapıldığı merci ile kamu davasının açılacağı merci birbirinden farklı olduğu için bölge savcılıkları arama el koyma kararı verildikten sonra ileri sürülen itirazları değerlendirmemekte ve haksız uygulamalarla ortaya çıkan mağduriyetler ilk duruşma gününe kadar çözülememektedir. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemelerinde iş yükünden dolayı ilk duruşmanın tensip tarihinden yaklaşık 6 ay sonra olduğu nazara alınır ve suç duyurularında bölge savcılıklarından evrakın ikmal edilip İstanbul Ekonomik Suçlar Savcılığına gelmesi en az 2 ayı bulduğu düşünülürse gecikmenin ne tür mağduriyetlere sebep olduğu anlaşılacaktır.

  4. Özellikle endüstriyel tasarımlarda henüz müracaat aşamasında dahi her tür hukuk ve ceza davası açılabildiği için Türk Patent Enstitüsünde işlemleri devam eden tasarımlar bakımından karışık çıkmaktadır.

Ceza yargılamasında belli mercilerin yetkilendirilmesi ve işlemlerin tek elden yürütülmesi yerinde olacaktır. Bu şekilde uygulamada her adliyenin farklı uygulama yapması söz konusu olmayacaktır.

Sınai Hakların uygulamasının rayına oturması için her şeyden önce gerçekten özgün tasarımların yahut patentlerin tescil için müracaat edilmesi şarttır. Müracaat sahiplerinin iyi niyetli olması pek çok problemi ortadan kaldıracaktır. Mahkemelerin de işgücünün azaltılması, yeni mahkemelerin kurulması ve tahkim müessesesinin etkin olarak kullanılması gerekmektedir.

Madde 61/A- (Değişik: 5194 - 22.6.2004 / m.16) Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında;
a) Marka hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildirimini gerçeğe aykırı olarak yapanlar, marka koruması olan bir eşya veya ambalajı üzerine konulmuş marka koruması olduğunu belirten işareti yetkisi olmadan kaldıranlar, kendisini haksız olarak marka başvurusu veya marka hakkı sahibi olarak gösterenler hakkında, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezasına veya ondörtmilyar liradan yirmiyedimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine,
b) Mevcut olmadığını veya üzerinde tasarruf yetkisi bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin devir, intikal, rehin ve haciz ile ilgili maddelerinde yazılı haklardan birini veya bu hakla ilgili lisansı başkasına devreden, veren, rehneden, bu haklarla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunanlar ile korunan bir marka hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresinin bittiği veya marka hakkının hükümsüzlüğü veya marka korunmasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında; kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına, hukuken korunan bir marka hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde işaretler koyan veya bu amaçla ilan ve reklamlarda, bu tarzda yazı, işaret veya ifadeleri kullananlar hakkında, iki yıldan üç yıla kadar hapis cezasına veya yirmiyedimilyar liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine,
c) 61 inci maddede yazılı fiillerden birini işleyenler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına veya yirmiyedimilyar liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine, ayrıca işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılmasına ve aynı süre ticaretten men edilmelerine,
Hükmolunur.

(a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan suçlar, hizmetlerini yaptıkları sırada bir işletmenin çalışanları tarafından doğrudan doğruya veya emir üzerine işlenmişse çalışanlar ve suçun işlenmesine mani olmayan işletme sahibi, müdür veya temsilcisi ve hangi unvan ve sıfatla olursa olsun işletmeyi fiilen yöneten kişi de aynı surette cezalandırılır. Bir tüzel kişinin işleri yürütülürken bu maddede sayılan suçlardan biri işlenirse, tüzel kişi, masraflar ve para cezasından müteselsilen sorumlu olur. Fiile iştirak edenler hakkında olayın mahiyetine göre 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 64, 65, 66 ve 67 nci maddeleri hükümleri uygulanır. Bu maddede sayılan suçlardan dolayı kovuşturma şikayete bağlıdır.

Bu madde hükümlerinin uygulanmasında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü 344 üncü maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendi uygulanmaz. Marka korumasından doğan hakları tecavüze uğrayandan başka, 61 inci maddede sayılanlar dışında kalan suçlarda Enstitü; marka hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik bildiriminin gerçeğe aykırı olarak yapılması ile korunan bir marka hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresinin bittiği veya herhangi bir sebeple marka hakkının hükümsüzlüğü veya marka korumasından doğan hakkının sona ermesi durumlarında; kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticari evrakına veya ilanlarına, hukuken korunan bir marka hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak şekilde işaretler koyma veya bu amaçla ilan ve reklamlarda bu tarzda yazı, işaret veya ifadelerin kullanılması durumlarında, 8.3.1950 tarihli ve 5590 sayılı veya 17.7.1964 tarihli ve 507 sayılı tabi kuruluşlar ve tüketici dernekleri de şikayet hakkına sahiptir. Şikayetin fiil ve failden haberdar olma tarihinden itibaren iki yıl içinde yapılması gerekir.

Bu kapsamdaki suçlarla ilgili şikayet, acele işlerden sayılır. Marka hakkı başvurusu veya marka korumasından doğan haklara tecavüz dolayısıyla üretilmesi cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları üretmeye yarayan araç, gereç, cihaz, makine gibi vasıtaların zapt edilmesi veya el konulması veya yok edilmesinde, 765 sayılı Türk Ceza 36 ncı maddesi hükmü ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

Örnek Yargıtay Kararları

T.C.
                YARGITAY
ONBİRİNCİ HUKUK DAİRESİ
ESAS                          KARAR
2003/1717                    2003/7742

YARGITAY  KARARI

MAHKEMESİ : Ankara Asliye 4.Ticaret Mahkemesi 
GÜNÜ                         : 27.12.2002
SAYISI                       : 2001/112 - 2002/795
            Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 4.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 27.12.2002 tarih ve 2001/112 - 2002/795 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Cevat tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
            Davacı vekili, müvekkili şirketin 88548 tescil numarası ile 5,29,30,31,32 nci sınıflarda 05.11.1995 tarihinde "P..." markasını, 200423 tescil numarası ile de,  20,30 ncu sınıflarda 16.11.1998 tarihinde "P... P... + Ş..." markasını tescil ettirdiğini, davalılardan Cevat'ın 24.11.1999 tarihinde "K+K..." markasını 29 ncu sınıfta hazır yemek emtiasında kullanılmak üzere diğer davalı nezdinde başvuruda bulunduğunu, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 7/1 nci ve 8/4 ncü madde hükümlerine dayanılarak yapılan itirazın en son Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun 16.11.2000 tarihinde reddettiğini ileri sürerek, kararın iptalini talep ve dava etmiştir.
            Davalı Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı vekili ve diğer davalı Cevat, davanın reddini istemiştir.
            Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve bilirkişi kurulunun benimsenen çoğunluk görüşüne itibar edilerek, davacı markalarının tanınmış marka olduğu, "P..." kelimesinin esaslı unsur olarak davalı markasında yer aldığı, iltibas halinin bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
            Kararı, davalılardan Cevat temyiz etmiştir.
            Dava, davalılardan Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'nın Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.
            Davacının "P..." ve "P... P... + Ş..." markaları ile davalının tescil başvurusunda bulunduğu "K+K..." markasının, görsel, biçimsel, anlamsal, sescil benzerlik, çağrıştırma, genel görünüm ölçütleri bakımından karşılaştırılması yapıldığında, davalı markasının davacı markası ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı ya da benzer olmadığı, halk tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, davacı markası ile ilişkili olduğu ihtimalini kapsamadığı sonucuna varılmalıdır. Diğer anlatımla, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 7 nci ve 8 nci madde hükümlerindeki mutlak ve nisbi red nedenlerinin davacı lehine olan koşulları oluşmamıştır.
            Öte yandan, davalının markasında geçen "K..." ibaresi, onun aynı zamanda soyadıdır. Aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin 5 nci maddesi, kişi adlarının marka olarak tesciline olanak vermekte, 12 nci maddesinde de "dürüstçe ve ticari veya sanayi konularıyla ilgili olarak kullanılmaları koşulu ile kişi adının kullanılmasını marka sahibinin engellemeyeceği" hüküm altına alınmıştır.
            Azönce belirtilen 12 nci madde hükmünün, ticaret ve sanayideki dürüstlük kural ve uygulamalarına aykırı düşmemek koşulu ile kişi adının marka olarak kullanılabileceği anlamına geldiği, böyle bir kullanım ile iltibas yaratılmaya gayret ediliyor veya o şekilde kullanma bir zorunluluk olmadığı halde sırf başkasının markasından yararlanmak amacıyla bu madde hükmü bahane ediliyorsa dürüst bir kullanımdan söz edilemeyeceği doktrinde kabul edilmiştir. (Bkz.Prof.Dr.Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 1999, İstanbul , Sh.415,416)
            Somut olayda, davalının açıklanan 12 nci madde hükmüne aykırı tarzda dürüstçe olmayan bir kullanımının varlığı iddia ve ispat edilememiştir.
            Bu durumda, mahkemece, davanın reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulü doğru olmamıştır.

            SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, davalılardan Cevat'ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.09.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.   

 

T.C.
     YARGITAY
11.HUKUK DAİRESİ

E.   2001/4562
K.   2001/7295
T.   01.10.2001

YARGITAY  KARARI

            Davacı vekili, müvekkilinin 1985 yılında kurulup, inşaat malzemeleri satışı, inşaat yapı işleri ile iştigal ettiğini, davalının ise 1994 yılında kurulup, müvekkilinin ünvanını aldığını, bu durumun birçok karışıklığa yol açtığı gibi, birçok müşteri ve iş kaybına neden olduğunu ileri sürerek, davalının müvekkiline ait ticari ünvanını kullanmakla yarattığı haksız rekabetin önlenmesine, davalının ünvanının  değiştirilmesi veya silinmesine, 1.000.000.000-lira manevi 500.000.000-lira maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
            Davalı vekili, tarafların ünvanlarında "FIRAT" kelimesi dışında ortak bir yön olmadığını, Fırat kelimesinin anonim bir kelime olduğunu, davacının zararının olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
            Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından davacının inşaat malzemesi sattığı, davalının inşaat yapımı ile uğraştığı ünvanlarındaki "FIRAT" ünvanı dışında benzerliklerinin olmadığı, genelin bilgisinde ve umuma  ait kelimesinin kullanılmasının haksız rekabete neden olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
            Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.                                                   
            Dava, haksız rekabetin men'i ve davalının ticaret unvanın terkini talebine ilişkindir. Ticaret ortaklığının, yani, şirketlerin unvanına ilişkin işlemler hakkında müşterek hükümler TTK.47.maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Buna göre, bir tüzel kişinin ticaret unvanı Türkiye'nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmişse, bu unvanın diğer bir unvandan ayırt edilmesi için, sonradan tescil edilen tüzel kişi ortakların unvanlarına gerekli ekleri yapması zorunludur. Bir başka deyişle; unvanlarda iltibas var ise ,önceden ticaret sicil kaydını yaptıran tüzel kişilik haksız rekabetin men'i davası açabilir. Dava konusu olayda, her iki tarafın ticaret unvanında yer alan  (FIRAT) kelimesi her iki ünvanda da vurgu sözcüğü olup, iltibasa mahal vermekte ve davalı şirket tarafından ticaret unvanında kullanılan bu kelime, daha önce tescil yapan davacının unvanına tecavüz teşkil etmektedir.
Bu itibarla, davalının ticaret unvanındaki (FIRAT) kelimesinin ticaret sicilinden terkinine TTK.54. maddesi uyarınca karar vermek gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

 

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA,ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.10.2001 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 T.C.
                YARGITAY
ONBİRİNCİ HUKUK DAİRESİ
ESAS                          KARAR
2003/1241                    2003/6759

YARGITAY  KARARI

MAHKEMESİ : Ankara Asliye 9.Ticaret Mahkemesi 
GÜNÜ                         : 24.10.2002
SAYISI                       : 2001/646 - 2002/621
            Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 9.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 24.10.2002 tarih ve 2001/646 - 2002/621 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı vekili ile diğer davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
            Davacı vekili, tekstil sektöründe faaliyet gösteren müvekkilinin "İ...", "İ..." "İ... KONFEKSİYON" markalarının tanınmış ve farklı sınıflar için tescilli olduğunu, davalının daha sonra "İ... TEKSTİL Ticaret ve Sanayi A.Ş. + Şekil" markasının tescili için yaptığı başvuruya, müvekkilinin yaptığı itirazın, davalının en son YİBK.nca reddedildiğini, "İ..." kelimesinin esas ve ayrıt edici unsur olduğunu, iltibas meydana geldiğini ileri sürerek kararın iptalini, davalı adına yapılan tescilin terkinini talep ve dava etmiştir.
            Davalıların (ayrı ayrı) vekilleri, davalının farklı sınıflar için başvuru yaptığını, şeklin özgün olduğunu, davacının markasının tanınmışlık düzeyine ulaşmaması, dolayısıyla 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8/4 ncü maddesi koşullarının oluşmaması nedeniyle tescilin mümkün bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
            Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar doğrultusunda, vurgu kelimenin "İ..." ibaresi olduğu, "KONFEKSİYON" ve "TEKSTİL" ibarelerinin her iki şirket arasında bağlantı imajı verdiği, davalı markasındaki şeklin dahi, davacının 23 ncü sınıf mallarını oluşturan tekstil amaçlı ürünleri anımsattığı, tüketici nezdindeki algılama bakımından iltibas olasılığının bulunduğu, bilirkişi kurulu görüşüne itibar edilmediği gerekçeleriyle, davanın kabulü ile davalının Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptaline, davalı markasındaki "İ..." kelimesinin terkinine karar verilmiştir.
            Kararı, davalıların (ayrı ayrı) vekilleri temyiz etmiştir.
            Dava, davalılardan Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'nın Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.
            Davacı, davalılardan İ... Tekstil A.Ş.nin marka tescil başvurusuna diğer davalı nezdinde yaptığı itirazlarda, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8/1-6 maddesine dayanarak, her iki taraf markasında yer alan "İ..." kelimelerinin vurgu kelimesi olduğunu, "TEKSTİL" kelimesi ile "KONFEKSİYON" kelimelerinin de markaların aynı firmalara ait olduğu düşüncesini tüketiciye verdiğini, davalı markasının davacı markası ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu bildirmiştir. Davalılardan Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı ise, tarafların markalarının eşya sınıflarının farklı olması, hitap ettiği tüketici kitlesinin aynı olmaması gerekçesiyle, itirazı reddetmiştir.
            Mahkemece, bilirkişi kurulunun görüşüne itibar edilmeyerek ve davacının itirazındaki nedenler ağırlıklı olarak gerekçe yapılarak dava kabul edilmiştir.
            Tarafların markalarının farklı eşya sınıfları için tescil edildiği, davalı şirketin bu farklı sınıflara ilişkin faaliyette bulunduğu çekişmesiz ve dosya kapsamı ile sabittir. Davacı, itirazlarında 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8/4 ncü fıkra hükmüne dayanmamış ve bu yönde kanıt ibraz etmemiş olup, taleple sınırlı olarak inceleme yapıp karar vermeye yetkili Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun bu kararına karşı açılan bu davada da itirazın kapsamı dışında bir iddia ve nedene dayanılması mümkün değildir. Bu itibarla, herhangi bir kanıt sunulmadan tanınmış marka iddiası ile bu dava açılsa da, davanın itirazın yapıldığı tarihteki koşullara ve dayanılan nedenlere göre ele alınıp, sonuçlandırılması gerektiği kuşkusuzdur. Dairemiz'in yerleşik uygulaması bu yöndedir.
            556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8/4 ncü maddesi, daha önce tescil edilmiş markanın aynı veya benzeri markanın, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabileceğini ilke olarak benimsemiş olup, davalılardan İ... Tekstil A.Ş.nin markasının, bu ilke kapsamında korunması gerekmektedir. Davacı, kendisinin toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle davalının haksız bir yarar sağlayabileceğini, markanın itibarına zarar verebileceğini, ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceğini, Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı nezdindeki itirazlarında ileri sürmediği gibi, bu yönde esasen delil de ibraz etmiş değildir.
            Aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin 9/1-c maddesindeki haksız avantajı 8/4 ncü maddesindeki haksız yararlanma, markanın itibarına zarar verme, ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğruma olgularına dayalı itirazın, ancak tanınmış marka veya toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış marka sahibince yapılabileceği, diğer bir anlatımla, bu olguların tanınmış veya tanınmışlık düzeyine ulaşmış olmayan marka sahibince,  itiraz nedeni yapılmasının mümkün olmadığı gerek maddenin lafzı, gerekse doktrinin getirdiği yorumlar karşısında kuşkusuzdur. (Bkz.Prof.Dr.Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 1999 İstanbul, Sh.391,392,399 vd.)
            Bu durumda, Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'na yapılan itiraz tarihideki hukuki durum karşısında, davalılardan Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptali isteminin reddi gerekirken, aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin 8/1-6 maddesine dayalı yazılı gerekçelerle davanın kabulü, doğru olmamıştır.

           

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, her iki davalının (ayrı ayrı) vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalılar yararına ayrı ayrı BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 23.06.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

           

 

11. Hukuk Dairesi 2002/5352 E., 2002/10729 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 6. Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.03.2002 tarih ve 2001/238-2002/81 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili tarafından “

“FLORİST”

” ibaresinin marka olarak tescili taleplerinin davalı idarece reddedildiğini, bu karara karşı süresinde yaptıkları itirazın da reddedildiğini, anılan ibarenin 1993 yılından beri düzenli bir şekilde fuar organizasyonlarında kullanıldığını ve ayırt edici nitelik kazandığını ileri sürerek, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 21.02.2001 tarih ve M-272 sayılı kararının iptalini ve “

“FLORİST”

” ibaresinin müvekkili adına marka olarak tescilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, “

“FLORİST”

” ibaresinin marka olarak üzerinde kullanılacağı hizmetlerin cinsini, çeşidini, vasfını, kalitesini, amacını, niteliklerini belirten işaret ve adlandırmalardan olduğu için, başvurunun 556 sayılı KHK. 7/c maddesi uyarınca reddedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının “

“FLORİST”

” ibaresinin fuar organizasyonu ve fuarcılık hizmetleri ile ticari veya reklam amaçlı sergilerin organizasyonu alanında, hizmet markası olarak tescil ettirmek istediği, bu ibarenin fuarcılık hizmetleri bakımından bir meslek grubunu ifade etmediği, çiçekçi anlamına gelen bu ibare ile fuar hizmeti arasında doğrudan bir anlam bağlantısı bulunmadığı, anılan ibarenin yabancı dilde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı idarenin 21.02.2001 tarih ve M-272 sayılı kararının iptaline, tescil işlemi, idari bir işlem olduğundan davacının bu isteminin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacının hizmet markası olarak tescilini talep ettiği FLORİST ibaresinin davalı kurumca reddi üzerine, ikame ettiği bu kararın iptali ve tescil istemine ilişkin bulunmaktadır.

Davacı başvurusunda markanın çeşidini hizmet markası olarak belirtmiş olup, hizmetin sınıf ve tanımı Fuar Organizasyonu ve fuarcılık hizmetleri Ticari ve reklam amaçlı sergilerin organizasyonudur. Davacının beyanları ve dilekçeye ekli olarak ibraz ettiği belge, broşür ve kitapçıklardan, hizmetin bahçe kültürleri ve özellikle çiçekçilik ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Davacı başvurusu TPE tarafından 556 sayılı KHK.nun 7/1-c bendi gereğince reddedilmiş, yapılan itiraz üzerine Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’da aynı gerekçe ile davacı itirazını reddetmiştir. Davacı gerek itirazlarında ve gerekse itirazların reddi üzerine ikame ettiği bu davada 7/1-c ye dayalı ret sebebinin geçersizliğini iddia etmemiş, Tescilini istediği ibarenin “

“yoğun bir reklam kampanyası eşliğinde uzun süre kullanılması sonucunda ayırt edici-maruf hale geldiğini ve bu yüzden 556 sayılı KHK.nun 7/11 maddesi gereğince tescili başvurusunun reddedilemeyeceği kabulü gerektiği nedenine dayanmıştır. TPE.nin red kararlarında bu itiraz karşılanmadığı gibi mahkemece inceleme, daha ziyade anılan yasanın 7/11. maddesi yerine 7/c ve d. Maddeleri üzerinde yoğunlaştırılmıştır.

Bahçe kültürü, sera ve çiçekçilik alanında yapılacak sergi ve organizasyonlarını konu alacak bir hizmet için, Türkçe’de çiçekçi anlamına gelen ve ilgili çevrelerce bilinip kullanılan Florist yabancı sözcüğünün marka olarak tescili istemi, bu kelimenin hem hizmetin cinsini, hem de hizmete ait bir meslek grubunun adını içermesi nedeni ile 556 sayılı KHK.nın 7/1-c ve d. Maddelerine aykırılığı açıktır. Ne var ki davacı itiraz ve davasını esas olarak 556 sayılı KHK.nun 7/11. maddesine dayandırılmış bulunmaktadır. Bu madde “

“Bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise (b),(c), (d) bentlerine göre tescil reddedilemez”

” hükmünü içermekte olup davacı bu uğurda bir kısım delil ve belge ibraz etmiştir. Bilirkişi mütalaasında ve onu benimseyen mahkeme kararında bu iddiada incelenmiş ise de, ne hukukçu bilirkişinin sıfatı nede verdiği rapor hükme yeterli bulunmamaktadır. Zira “

“kullanım neticesi ayırdedici nitelik kazanma olgusu”

” yerleşik içtihatlara göre o mal veya hizmetle ilgili alıcı-satıcı (hizmet alıp-veren) çevrelerde oluşup algılanmalıdır. Bilirkişi kurulunda bu çevre veya çevre ile ilgili kişilerde bulundurulup, görüşleri alınmalıdır.

Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan ilkeler de gözönünde bulundurularak, ilgili hizmet çevresi ve meslekten kimselerinde içerisinde bulunacakları yeni bilirkişi kurulu oluşturmak alınacak rapor sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Bu bakımdan yetersiz bilirkişi raporuna istinaden hüküm kurulması doğru görülmeyerek davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının bozulmasına karar verilmek gerekmiştir.

SONUÇ: yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

11. Hukuk Dairesi 2005/790 E., 2006/2934 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada (İstanbul Birinci Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21.09.2004 tarih ve 2001/1317-2004/517 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili şirketin 1911 yılında kurulup, o tarihten beri hizmet sektöründe faaliyet gösterip, gerek Harry's New York Bar S.A. olarak bizzat açtığı barlar ile gerekse üçüncü kişilere ve özellikle de büyük tanınmış uluslararası otel işletmecilerine franchising vermek suretiyle faaliyetlerini sürdürdüğünü, "Harry's New York Bar", "Harry's Bar" ve "Harry's" markalarını kendi adına dünyanın pek çok ülkesinde tescil ettirdiğini, "Harry's Bar" markasının bar hizmetlerini içeren 42. sınıf hizmetler için ülkemizde de tescilli olduğunu, müvekkili markalarının Paris Sözleşmesi'nin 6. mükerrer 1. maddesi kapsamında dünyaca tanınan markalar olduğunu, davalının uluslararası oteller zincirinin bir parçası olan Hyatt Regency otelinin İstanbul şubesini ve otelin içerisinde "Harry's Jazz Bar" ismiyle bir bar işlettiğini, davalının kullandığı "Harry's Jazz Bar" ibaresinin müvekkilinin "Harry's Bar" ibareli tescilli markasıyla aynı olduğu, davalının müvekkilinin ticari unvan ve marka tecavüzü yoluyla oluşturulan aynılık ve aynılık derecesindeki benzerliklerinin davalının işletmesinin müvekkilinin işletmesi veya müvekkilinin izni veya lisansı ile İşletilmekte olduğu şeklinde algılanmasına neden olduğu ve bundan dolayı davalı tarafın haksız olarak'kazanç elde ettiini ileri sürerek, davalının müvekkili ticari unvanına ve marka hakkına tecavüz ettiğinin ve haksız rekabet işlediğinin tespitine, önlenmesine, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına 556 sayılı KHK.nin 66 ve 67. maddeleri ile TTK.nun 58/2. fıkrası gereğince belirlenecek en fazla miktar üzerinden ödenmesi gereken tazminatın belirlenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla (100.000) Euro'nun faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, hükmün ilanına kadar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin kullandığı izimde yer alan "Jazz" ibaresinin davacı markasıyla iltibas ihtimalini tamamen bertaraf eder mahiyette olduğunu, davacı iddiasının aksine "Harry's Bar" markasının Türkiye'de tanınmış bir marka olmadığını, markasını tescil ettirdiği 42. sınıf dışındaki ürün ve hizmetler bakımından markasının himayesini talep edemeyeceğini, istenen tazminat miktarı ve faiz oranı ile başlangıç tarihinin de kabulünün mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna nazaran, davacının "Harry's Bar" isminin tescilli marka olduğu, davalının ise iş yerinde Harry's Jazz Bar ismini kullandığı, davalının kullandığı iş yeri isminde davacının tescilli markasının iki kelimesinin olduğu gibi yer aldığı, bu haliyle davalının davacının markasından yararlandığı ve söz konusu markayı bilenlerin davalının işyerinin davacıya ait işyeri zincirinin bir parçası olduğuna kanaat getirecekleri, bu nedenle davacı ticaret unvanı ve markasıyla davalı işyeri adının iltibas oluşturduğu, 856 sayılı KHK.nin 42. maddesi uyarınca haksız rekabetin işlenmekte olduğunun tespit ve önlenmesine karar verilmesinin gerektiği gerekçeleriyle, davanın kabulü ile davalının iş yerinde Harry's Jazz Bar ismini kullanmasının davacı ticari unvanına ve markasına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, davalının bu unvanı kullanmasının önlenmesine, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, (100.000) Euro tazminatın % 5.75 faiziyle birlikte 19.07.2001 tespit tarihinden itibaren faiz işletilmek suretiyle davalıdan tahsiline, hükmün ilanına karar verilmiştir.

Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2-

Dava, davacının ticaret unvanı ve tescilli markasına vaki tecavüzün tespiti, önlenmesi, sonuçlarının ortadan kaldırılması ve maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, her ne kadar maddi tazminat isteminin 556 sayılı KHK.nin 66. madesindeki üç hesaplama şekli ile TTK.nun 58/2. maddesi uyarınca belirlenecek miktarlardan hangisi fazla ise o miktarda hüküm altına alınması istemiyle kısmi dava açmış ise de, yargılama esnasında talebini, 556 sayılı KHK.nin 66/2-b maddesine yani, "Marka hakkına tecavüz edenin, markayı kullanmak yoluyla elde ettiği kazanca göre sınırlandırmıştır. 556 sayılı KHK.nin 6. maddesi uyarınca anılan KHK ile sağlanan marka korumasının tescil yoluyla elde edileceğinin açık olması karşısında, davalının elde ettiği kazancın belirlenmesinde başlangıç tarihi olarak, davacı markasının Türkiye'de tescil edildiği 06.11.1998 tarihinin esas alınması gerekirken, davalının faaliyete geçtiği 1994 yılının hesaplamada esas alınması doğru olmadığı gibi, davalının markayı kullanmak yoluyla elde ettiği kazancın Türk Lirası olması, davacının yabancı para üzerinden doğmuş bir zararın da söz konusu olmaması nedeniyle yabancı para üzerinden tazminata hükmedilmesi de doğru olmamış ve kararın açıklanan nedenlerle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

11. Hukuk Dairesi 2002/5352 E., 2002/10729 K.
 "İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 6. Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.03.2002 tarih ve 2001/238-2002/81 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili tarafından “

“FLORİST”

” ibaresinin marka olarak tescili taleplerinin davalı idarece reddedildiğini, bu karara karşı süresinde yaptıkları itirazın da reddedildiğini, anılan ibarenin 1993 yılından beri düzenli bir şekilde fuar organizasyonlarında kullanıldığını ve ayırt edici nitelik kazandığını ileri sürerek, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 21.02.2001 tarih ve M-272 sayılı kararının iptalini ve “

“FLORİST”

” ibaresinin müvekkili adına marka olarak tescilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, “

“FLORİST”

” ibaresinin marka olarak üzerinde kullanılacağı hizmetlerin cinsini, çeşidini, vasfını, kalitesini, amacını, niteliklerini belirten işaret ve adlandırmalardan olduğu için, başvurunun 556 sayılı KHK. 7/c maddesi uyarınca reddedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının “

“FLORİST”

” ibaresinin fuar organizasyonu ve fuarcılık hizmetleri ile ticari veya reklam amaçlı sergilerin organizasyonu alanında, hizmet markası olarak tescil ettirmek istediği, bu ibarenin fuarcılık hizmetleri bakımından bir meslek grubunu ifade etmediği, çiçekçi anlamına gelen bu ibare ile fuar hizmeti arasında doğrudan bir anlam bağlantısı bulunmadığı, anılan ibarenin yabancı dilde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı idarenin 21.02.2001 tarih ve M-272 sayılı kararının iptaline, tescil işlemi, idari bir işlem olduğundan davacının bu isteminin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacının hizmet markası olarak tescilini talep ettiği FLORİST ibaresinin davalı kurumca reddi üzerine, ikame ettiği bu kararın iptali ve tescil istemine ilişkin bulunmaktadır.

Davacı başvurusunda markanın çeşidini hizmet markası olarak belirtmiş olup, hizmetin sınıf ve tanımı Fuar Organizasyonu ve fuarcılık hizmetleri Ticari ve reklam amaçlı sergilerin organizasyonudur. Davacının beyanları ve dilekçeye ekli olarak ibraz ettiği belge, broşür ve kitapçıklardan, hizmetin bahçe kültürleri ve özellikle çiçekçilik ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Davacı başvurusu TPE tarafından 556 sayılı KHK.nun 7/1-c bendi gereğince reddedilmiş, yapılan itiraz üzerine Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’da aynı gerekçe ile davacı itirazını reddetmiştir. Davacı gerek itirazlarında ve gerekse itirazların reddi üzerine ikame ettiği bu davada 7/1-c ye dayalı ret sebebinin geçersizliğini iddia etmemiş, Tescilini istediği ibarenin “

“yoğun bir reklam kampanyası eşliğinde uzun süre kullanılması sonucunda ayırt edici-maruf hale geldiğini ve bu yüzden 556 sayılı KHK.nun 7/11 maddesi gereğince tescili başvurusunun reddedilemeyeceği kabulü gerektiği nedenine dayanmıştır. TPE.nin red kararlarında bu itiraz karşılanmadığı gibi mahkemece inceleme, daha ziyade anılan yasanın 7/11. maddesi yerine 7/c ve d. Maddeleri üzerinde yoğunlaştırılmıştır.

Bahçe kültürü, sera ve çiçekçilik alanında yapılacak sergi ve organizasyonlarını konu alacak bir hizmet için, Türkçe’de çiçekçi anlamına gelen ve ilgili çevrelerce bilinip kullanılan Florist yabancı sözcüğünün marka olarak tescili istemi, bu kelimenin hem hizmetin cinsini, hem de hizmete ait bir meslek grubunun adını içermesi nedeni ile 556 sayılı KHK.nın 7/1-c ve d. Maddelerine aykırılığı açıktır. Ne var ki davacı itiraz ve davasını esas olarak 556 sayılı KHK.nun 7/11. maddesine dayandırılmış bulunmaktadır. Bu madde “

“Bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise (b),(c), (d) bentlerine göre tescil reddedilemez”

” hükmünü içermekte olup davacı bu uğurda bir kısım delil ve belge ibraz etmiştir. Bilirkişi mütalaasında ve onu benimseyen mahkeme kararında bu iddiada incelenmiş ise de, ne hukukçu bilirkişinin sıfatı nede verdiği rapor hükme yeterli bulunmamaktadır. Zira “

“kullanım neticesi ayırdedici nitelik kazanma olgusu”

” yerleşik içtihatlara göre o mal veya hizmetle ilgili alıcı-satıcı (hizmet alıp-veren) çevrelerde oluşup algılanmalıdır. Bilirkişi kurulunda bu çevre veya çevre ile ilgili kişilerde bulundurulup, görüşleri alınmalıdır.

Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan ilkeler de gözönünde bulundurularak, ilgili hizmet çevresi ve meslekten kimselerinde içerisinde bulunacakları yeni bilirkişi kurulu oluşturmak alınacak rapor sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Bu bakımdan yetersiz bilirkişi raporuna istinaden hüküm kurulması doğru görülmeyerek davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının bozulmasına karar verilmek gerekmiştir.

SONUÇ: yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

11. Hukuk Dairesi 2001/5627 E., 2001/8669 K.
  GÖREV
  MARKA TESCİLİ
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye Dördüncü Ticaret Mahkemesi'nce verilen 23.2.2001 tarih ve 2000/799-2001/186 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı A.... A.G. vekili, müvekkili tarafından tescilli olarak kullanılan ve tüm dünyada çok tanınmış, meşhur ve bilinen "üç şeritten ibaret şekil markasının, müvekkili ürünleri ile de adeta özdeşleşmiş olduğunu, anılan markanın çeşitli ürünler için davalı Enstitü nezdinde başlı başına tescilli olduğunu, tescil talebine konu olan markanın tescili talep edilen şekil ve aynı mallar için halen bir çok ülkede tescilli olduğu gibi, Madrid Anlaşması uyarınca uluslararası tescile de sahip bulunduğunu, davaya konu tescili talep edilen markanın müvekkilinin çok tanınmış markalarından olan "üç şerit"in en çok kullanıldığı ürünlerden biri olan spor ayakkabısı üzerinde kullanım şeklini gösterdiğini, burada tescil isteminin spor ayakkabısını kapsamadığını ileri sürerek, "üç şerit" markasının tescil isteminin TPE.nin Yeniden inceleme ve Değerlendirme Kurulu tarafından reddine ilişkin 17.7.2000 günlü ve M-769 sayılı kararın iptali ite karara konu markanın tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davaya cevabında, tescil isteminin marka örneği üzerinde esas unsur durumunda bulunan şekilden ibaret markanın, marka olarak üzerinde kullanılacağı malın cinsini, çeşidini ve diğer karakteristik özellikleri belirten işaret ve adlandırmalardan olduğu tespit edildiği için 556 sayılı KHK.nin 7/1-c maddesine istinaden reddedildiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki kanıtlara nazaran, davacının paralel üç çizgiden oluşan markasını kullandığı mal ile birlikte tescilini istediği, burada markanın üç paralel çizgiden oluştuğu ve gerek dünyada ve gerekse ülkemizde tanınmış marka olduğu, 556 sayılı KHK.nin 5. maddesinde öngörülen bir başka teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlayan niteliğinin de bulunduğu, aynı KHK.nin 5/2. maddesi uyarınca markanın mal veya ambalaj ile tescil edilebileceği, bu durumun mal ve ambalaj için tescilli marka sahibine inhisari bir hak tanımayacağı, Markalar Hakkındaki 556 sayılı KHK.nin 7/1-c maddesinde düzenlenen mutlak ret sebebinin kabulü için iki neden öngörüldüğü, bunlardan birinin marka olarak tescili istenen işaretin, ilgili mal veya hizmetin kendisini veya ürünün bazı karakteristik özelliklerini belirten ad veya işaretlerden oluşması hali olup, bu durumda kavram ile müstakbel markanın ayrı olması hali, diğerinin ise, malın ve hizmetin kendisine veya onun bazı karakteristiklerini ifade eden bir ad veya işaretin marka olarak tescili suretiyle, herkesin kullandığı bir işareti bir şahsın inhisarına vermemek düşüncesi olduğu, somut olayda 556 sayılı KHK.nin 5/2. ve 7/1-c maddesinin birlikte değerlendirilmesi halinde, üç paralel çizgi şeklindeki markanın davacıya ayakkabı üzerinde inhisar hakkı tanımayacağı ve-7/1-c maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile TPE. Yeniden inceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun 17.7.2000 tarih ve M-769 sayılı marka başvurusunun reddine ilişkin kararının iptaline, tescil isteminin ise idari bir işlem olduğundan reddine karar verilmiştir.

Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı TPE. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Davacı vekilinin temyizine gelince; yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılabileceği üzere davacı vekili, TPE.nin Yeniden inceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptali istemi ile birlikte, markanın da tesciline karar verilmesini talep etmiş, mahkemece ise, tescil isteminin idari bir işlem olması nedeniyle bu istemin reddine karar verilmiştir.

Markaların Korunması Hakkında 556 sayılı KHK. ile getirilen düzenlemeye göre, Türk Patent Enstitüsü tasarruflarına karşı adli yargı yolu açılmış ve anılan kararnamenin 71. maddesi ile bu husus emredici hükümle düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu nedenle mahkemenin, tescil işleminin idari bir işlem olarak değerlendirilmesi ve sonuçta bu tasarrufa karşı idari yargı yoluna gidilebileceği yorumunu getiren kabulü doğru görülmemiştir.

Ancak, anılan kararnamenin getirdiği düzenlemede, marka başvurusu üzerine Enstitü'ce 29-32. maddeler kapsamında yapılan inceleme sonucunda ve 33. maddeye göre, henüz ilan yapılmadan başvurunun reddi halinde, aynı kararnamenin 47 ve onu izleyen maddelerine göre, bu tasarrufa karşı itiraz prosedürü ve bu prosedür sonucu Yeniden inceleme ve Değerlendirme kurulu kararına karşı dava açılabileceği kabul edilmiştir, inceleme konusu bu dava da, bu -aşamada açılmış, marka başvurusunun reddine ilişkin Yeniden inceleme ve Değerlendirme Kurulu Kararının iptaline ilişkindir. Bu dava sonucunda verilecek mahkeme kararı, Enstitü'nün Kararnamenin 29-32. maddelerini tamamlayan ve marka başvurusunun bu maddeler çerçevesinde kabul edilebilirliğine yönelik bir karardır. Bu kararın kesinleşmesini müteakip Enstitü'ce başvurunun 33. madde gereğince yayınlanması ve bundan sonra bu yayınlamaya karşı itirazlar var ise, 34-36. maddeler çerçevesinde işlem yapılması ve bu işlemlerin tamamlanmasından sonra 39. madde gereğince bu davadaki istek kalemlerinden birini oluşturan tescil işleminin yerine getirilmesi gerekir.

Yukarıda açıklamalara göre, henüz tescil aşamasına gelinmemiş prosedür içerisinde tescil talebi, zamansız bir istek niteliğinde olduğundan bu gerekçe ile reddi gerekmektedir. Bu nedenlerle mahkemenin tescil talebinin reddi sonucu itibariyle doğru görülmüş ve davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bendlerde açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun görülen mahkeme kararının (ONANMASINA), 3.240.000'ar lira temyiz ilam harcından peşin harcın mahsubu ile temyiz eden taraflardan alınmasına, 5.11.2001 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

11. Hukuk Dairesi 2004/12143 E., 2005/9700 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada (Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15.6.2004 tarih ve 2004/563-2004/137 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı TPE. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili adına"şekil+ETİ PAPATYAKEK" ve "PAPATYA" markalarının 29 ve 30. sınıf ürünleri için tescilli olduğunu, ancak davalılardan

G.............A.Ş.nin "GİZ PAPATYA" adlı markayı 29, 30 ve 32. sınıf ürünler için tescil ettirmek üzere başvurulduğunu, bu hususta diğer davalı idareye yaptıkları itirazın da reddedildiğini ve tescil edildiğini ileri sürerek, anılan markanın ortak eşyalar yönünden kısmen iptalini yada papatya kelimesinin markadan çıkarılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı TPE vekili, markaların karışıklığa neden olacak kadar benzer olmadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.

Mahkemece; iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, markalar arasında 29. ve 30. sınıf ürünler bakımından benzerlik bulunduğu gerekçesiyle, bu sınıf ürünler bakımından davanın kabulüne, 32. sınıf ürünler bakımından istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılardan TPE vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalılardan TPE'nin Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararını iptaline ilişkindir.

Uyuşmazlık, her iki marka arasında, yasanın düzenlediği anlamda bir benzerlik ve iltibas bulunup bulunmadığı noktasında toplanmakta olup, alınan rapor doğrultusunda mahkemece aynı sınıf ürünler arasında bu benzerliğin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

556 sayılı KHK'nin 8/2.b bendinde